Efsanevi İnsan

Ecmel Barutçu (Emekli Büyükelçi) Hariciye Koridoru adlı kitabının 43. sayfasında, Lütfü Akdoğan’dan şöyle söz etmektedir:

“Efsanevi İnsan:

Günlerden bir gün Kuveyt’e, efsanevi diyebileceğim birisi geldi. Tercüman gazetesinin sahibi Kemal Ilıcak ile beraber gelmişlerdi. Başta Kuveyt Emiri olmak üzere, Meclis Başkanı dahil üst düzeydeki Kuveytliler arasında tanımadığı kimse yoktu. Çok girgindi ve girgin olduğu kadar da Araplar üzerinde etkiliydi. Bir ara milletvekilliği de yapan Lütfü Akdoğan’ı ilk Kuveyt’e Kemal Ilıcak ile birlikte geldiğinde tanıdım ve orada aramızda bugün de devam eden yakın bir dostluk başladı.

Kuveyt’e gelince beni aradılar. Başbakan Süleyman Demirel tarafından Kuveyt’e, yürümeyip tıkanan Akdeniz Gübre Sanayii projesi için gönderildiklerini söylediler. Bazı sıkıntıları vardı ve Kuveyt bu projeye daha fazla para yatırmak istemiyordu. Oysa işin yürütülebilmesi için sermaya arttırımı gerekiyordu. Bunun için Kuveytlileri ikna etmek lazımdı. Onların Kuveyt’e geleceğine dair bana Bakanlıktan bir bilgi gelmemişti. Zaten işin bu yanı üzerinde duracak değilim. Ama onların bu vesileyle yaptığı temazlar, benim de üst düzeydeki çevremin genişlemesine yardımcı oldu. Lütfü Akdoğan’ın Araplara kendisi dinletme tarzı etkileyiciydi. Kuveyt Meclisindeki müzakereleri locadan takip ederken, Bakanlar arasında oturan Ticaret Bakanı Şeyh Abdullah Cabir’i eliyle işaret ederek bir dışarı çağırması vardı ki görülmeye değerdi. Ticaret Bakanı o akşam bizi sarayına yemeye davet etti. Yemekte Lütfü Akdoğan, Şeyh Abdullah Cabir’e beni eliyle göstererek,

-“ Bu,” dedi ‘Cemal Paşa’dır. Buraya Valiyi Umumi olarak gönderdik. O ne derse Osmanlı Padişahı gibi onu dinleyin.”

Belli ki çok yakın ilişki içindeydiler. Başka türlü bu şaka yapılamazdı.

Maliye Bakanına yaptığımız ziyarette adamcağızın Lütfü Akdoğan’ın karşısında ezilip büzülmesine şaşmıştım.

Somurtkan biri olan Maliye Bakanı’nı bir de güzel azarlamış ve:

-“ Senin yüzün hiç gülmez mi!” demişti.

O da,

-“ Yer yüzünde gülen bir Maliye Bakanı hiç gördünüz mü? Biz gülsek kimseye para yetiştiremeyiz” dedi.

Oysa ziyaret sadece bir nezaket ziyareti idi. Ama Bakan belki de başka bir şey zannederek, kapıyı peşinen kapamak istemiş olabilirdi. Zaten iş de orada değil, başka düzeyde halledildi.

Eğer Lütfü Akdoğan’ın Kuveyt’e yaptıklarını görmemiş olsaydım, daha sonra duyduğum diğer Arap ülkelerindeki maceralarına ben de inanmazdım. Onun Arap ülkelerinde Türkiye için lobi oluşturabilecek en uygun kişi olduğuna şüphe yoktur. Bugün bile aynı misyonu üstlenebilecek durumda iken kendisinden neden istifade edilmiyor diye çok düşünmüşümdür. Sebebini yine toplumumuzda yekdiğerini çekememek şeklinde kendini sık sık gösteren hastalığa bağlıyorum.”