Ortadoğu’yu Türk Okurlarına Tanıtan Gazeteci

Lütfü Akdoğan.Bu ad önce gazeteci, sonra politikacı olarak, geniş bir kitle için hiç de yabancı değil. Akdoğan’ın en önemli özelliği ise mesleğini, ülkesinin insanlarının yaşamını bir bakıma “kader”ini değiştirecek etkinlikte kullanabilen ender kişilerden olması.

 1950 yılında Antakya’da dünyaya gelen Akdoğan’ın böylesine etkin bir noktaya gelmesinde kuşkusuz rastlantıların rolü büyük… Ama bu rastlantılar, onun Antakya’da doğmuş olmasıyla başlıyor.

 Akdoğan gazeteciliğe başladığı yılların ardından yani 1950 ve sonrasında, Arapça bilen genç bir gazeteci olarak kısa sürede aranan bir kişi oluverdi.

 Akdoğan o sıralar, henüz haber kovalamayı bile doğru düzgün bilmiyordu, ama Arapça biliyordu. Arap ülkeleri ile Türkiye’nin ilişkileri ise son derece “kısır” bir dönem yaşıyordu… Bu bakımdan Arap ülkelerinde olup bitenler, Türkiye’nin ilgisini pek çekmiyordu. Akdoğan’ın Arap ülkeleriyle ilgili ilk röportajı 1953 yılında yayınlanıyor ve bu yazı, dönemin Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın da dikkatini çekiyordu.

 Ama meslekteki asıl yükselişini Akdoğan, 1956 Süveyş buhranı sırasında gösteriyordu. Lütfü Akdoğan, Süveyş Savaşı ile başlayan dostluklarını ilerletiyor, ülkeler arası ilişkilere gazeteci olarak sıcak bir bakış getiriyordu.

 Daha sonra 1967 ve 1973 İsrail – Arap savaşlarında Akdoğan, bütün cephelerde savaş muhabiri olarak görev yapıyordu. Türk okuru Akdoğan’ı Keşmir bunalımı sırasında Keşmir’de, Pakistan ve Hindistan’da; kralcılarla cumhuriyetçiler arasındaki iç savaş sırasında Yemen’de görüyordu.

 Irak, Suriye ve Cezayir ihtilallerinde Lütfü Akdoğan olayların içinde yaşıyordu.

 Ortadoğu ülkelerindeki hemen hemen bütün Krallar, Devlet Başkanları ve başbakanları yakından tanıma olanağı buluyor, onlarla sıradan bir gazeteci olmanın ötesinde dostça ilişkiler kuruyordu.

 Lütfü Akdoğan, 1950’li yıllarda başlattığı dost edinme girişimlerinin sonucu, 1963–1964 yıllarında İsmet İnönü hükümeti yetkililerince Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunmakla görevlendiriliyor, üst düzeyde yetkililerle temaslar yapıyordu. Bu dönemde Türkiye ile Arap ülkeleri yöneticileri arasında ilk ciddi mesajlar gidip geliyordu.

 1965 yılında AP Konya milletvekili olarak parlamentoya giren Lütfü Akdoğan, gazeteciliğini bu dönemde de sürdürüyordu.

 Lütfü Akdoğan’ın gazetecilik mesleğini ülkesinin kaderini etkileyecek biçimde kullanma dönemi de parlamenter gazetecilik ile birlikte güçleniyordu. Türkiye’nin Batı’ya bakan tek yönlü dış politikasında değişmeler görülüyor, Türkiye, yavaş yavaş İslam ülkelerine doğru da açılıyordu. Parlamenterliği döneminde, Akdoğan, o dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ile Arap ülkelerinin devlet ve hükümet başkanları arasında dostluk mesajlarının sıklaşmasında önemli rol oynuyordu.

Enver Sedat

 Mısır lideri Nâsır, Enver Sedat, Kral Faysal, Kral Suud, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Abudabi emirleri, Libya lideri Kaddafi, Mareşl Sllah, ayrıca Somali, Tunus, Cezayir, Suriye, Lübnan, Irak, Pakistan gibi İslam ülkelerinin devlet başkanları, Lütfü Akdoğan’ın dostluk kurduğu liderler arasında bulunuyorlar. Lütfü Akdoğan’ın yaşamında 1950’lerden günümüze uzanan 36 yıl içinde dolu dolu 30 yıllık bir dönem, yaşanmış olayları, anıları, bilgileri ve belgeleriyle olağanüstü değerli bir arşiv oluşturuyor. Akdoğan bugün, Arap ülkelerine ilişkin bilgi ve belgelerle fotoğraflar açısından böylesine değerli malzemeye sahip dünyadaki ender kişilerden biri sayılıyor.

 Akdoğan’ın özel arşivine bugün 5 milyon dolar değer biçiliyor.