Yankı Dergisi

Lütfü Akdoğan:

Operasyona karar verilmesinde en büyük pay Genelkurmay’ındır

Burnumuzun dibinde millet ve toprak bütünlüğümüzü bölmek ve parçalamak isteyen zihniyeti ezmekten aciz değiliz.

Uzun yıllar Ortadoğu’da gazeteci olarak görev yapan ve bölge ülkelerindeki sorunlarla bu ülkelerin Türkiye’yle ilişkileri konusunda geniş dökümana sahip bulunan Lütfü Akdoğan’la bölücülere karşı girişilen operasyon ve Kürt sorununu konuştuk.

YANKI: Sayın Akdoğan, iki ay kadar önce, sizinle bir söyleşimiz olmuştu. O görüşmemizde Ankara’nın komşularımız ile olan ilişkilerini sert bir dille eleştirmiştiniz. Geçenlerde bölücülere karşı uygulanan operasyon için ne düşünüyorsunuz? Bu operasyon Türkiye’niğn tarafsızlığını zedelemiş oluyor mu?

AKDOĞAN: “Türkiye tarafsızdır.” Türkiye tarafsızdır, ama dünyada uluslar arası biğr hukuk kavramı vardır. Helsinki detantı vardır. Türkiye bu detanta imzasını koymuş mudur, koymamış mıdır? Türkiye, bu kavramlara saygılıysa o zaman hakkın ve adaletin yanında olması gerekir. Böylece tarafsızlığı kendiliğinden yok olur. Şimdi, bölgede iki komşu vardır ve bu iki komşumuz savaş halindedir. Bu savaş da bizi tehdit ediyor. Milli sınırlarımızı ve milli bütünlüğümüzü bozuyor. Ve her şeyin ötesinde dahili anarşiyi yaratıyor. Ve savaşan ülkelerden biri “barış barış” diye bağırıyor. Öteki ise “savaş savaş” diye haykırıyor.

Şimdi, biz, ne tarafta olmalıyız? Biz ne Humeyni’nin ne de Saddam Hüseyin’in yanındayız. Biz bölge barışından ve milli menfaatlerimizden yanayız. Biz gerçekten barış istiyorsak ve milli menfaatlerimizin idraki içindeysek, barış isteyen Irak’ın yanında olmalıyız. Bu konudaki tutuma kesin çizgiler getirmeliyiz. Türkiye aciz değildir. Türkiye daima haysiyetli bir dış politika takip etmiştir. Tarafsızlık perdesine bürünüp, milli menfaatleri bir kenara itecek devlet değiliz. Bir tarafı tutmak gerekiyorsa tutuyoruz. Tutumuyorsak tutmuyoruz. Ve bunu bütün dünyaya ilan etmek zorundayız. Biz, dünya barışı için Birleşmiş Milletler kararlarına saygı duyarak, taa Korelere kadar Mehmetçiklerimizi göndermiş bir devletyiz. Bunu yaparken de, milletçe gurur duyduk. Şimdi, burnumuzun dibinde millet ve toprak bütünlüğümüzü bölmek ve parçalamak isteyen bir zihniyete yumruk atmaktan mı aciz kalacağız? Elbette biz, bir devletiz, eşkıya değiliz. İşte bu yüzden yapılan eylem bir devlete yakışan bir harekattır. Ama daha önce de belirttiğim gibi, devlet olmanın vasıflarından biri de, eşkiyayı tepelemektir.

Şimdi, askeri operasyona gelelim. Türkiye, kendi savunmasını öngören ufak çapta bir askeri operasyona girişmiştir. Bunun adına “askeri operasyon” demek bile yanlıştır. Bu, sinek kovalamnak gibi bir şey. Meselenin halli birkaç sinek öldürmekle kafi değil. Bence bu bataklığı kurutmak lazım. Bu bataklığı kurutmak ise, ancak İran, Irak ve Suriye’nin yardımlarıyla olcakatır. Konu yalnız Türkiye’yi tehtid etmiyor. İran da, Irak da, Suriye de tehlikenin içindedir. Bu ülkelerin yöneticileri, maalesef bunun idrakı içinde değildirler. Biz, kendimize düşen görevi yaptık ve yapmaya devam etmeliyiz.

İRAN VE LİBYA

YANKI: Bu operasyondan İran neden rahatsız oldu dersiniz? İran’ın olayı kınamasının nedenleri arasında Türkiye’nin Irak-İran savaşına dolaylı ya da doğrudan müdahalesinden mi çekiniliyor acaba?

AKDOĞAN: İran, ynlış bir tutum içindedir. Irak’a karşı Kürtler’i kullanmakla kendi iç bütünlüğünü tehlikeye soktuğunun farkında değildir. Irak’a karşı savaşırken, acımasızca küç,ük yaştaki çocukları kullandığı gibi, kendi milli bütünlüğünü parçalayıcı tehlikeli işlere de girmekten çekinmemektedir. İşte, bu yüzden, olayı istismar etmektedir. Askeri operasyon, yanlızca Türkiye ile Irak’ı ilgilendirir. Bunda, İran’ın rahatsız olabileceği herhangi bir durum yoktur.

YANKI: Bir de Kaddafi’nin tutumu var. Operasyona, Libya’dan olumsuz tepki gelmesi, Türk-Libya ilişkileri ile bağdaşan bir gelişme değil. Kıbrıs Barış Harekatı’na maddi ve manevi destek sağlayan Kaddafi’nin bu davranışı sizi de şaşırttı mı?

AKDOĞAN: Libya lideri Kaddafi’nin öteden beri Kürtler’e ve hatta dünyadaki bütün anarşistlere arka çıktığı bilinmektedir. Çok genç yaşta  iktidara gelen ve kendini Nasır’ın çocuğu ve varisi olarak kabul eden Kaddafi’nin zaman zaman bazı dengezilikler gösterdiği acı bir hakikattir. Oysa biz millet olarak gerek Kaddafi’yi gerekse Libya halkını sever ve destekleriz. Asırlarca beraber yaşadığımız, düşmanlara karşı birlikte savaştığımız, tek bir millet halindeyiz. Kaddafi de bunu çok iyi bilmektedir. Ancak desteklemesi icap eden Irak’a karşı olan nefretini bir takım dengesiz beyanlar vermek suretiyle bize aktarmış olmaktadır. Bu dengesiz hareketlerini hoşgörmek mümkün değildir.

YANKI: Bu gelişmelerden sonra, Özal hükümetinin İran-Irak savaşına herhangi bir şekilde müdahalesi söz konusu olur mu?

AKDOĞAN: Evet, zannediyorum ki, en büyük rolü, sayın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ, Sayın ve arkadaşları oynamışlardır. Elbette ki, Necdet Üruğ, Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın başbakanı ikna etmiştir. Genelkurmay böylece bu operasyona girişmiş ve tüm sorumluluğunu yüklenmiştir.

YANKI: Muhalefetin operasyonu eleştirmesine ne dersiniz?

AKDOĞAN: Muhalefetin operasyonu desteklemediğine kani değilim. Onların da bizim gibi düşündüklerine inanıyorum. Zannediyorum onların tenkitleri şekil bakımından olmaktadır. Tenkit ettikleri şey prosedürdür, operasyon değildir.

SU, PETROL VE SAVAŞ

YANKI: Sayın Akdoğan, Churchill, “ Bir damla petrol, bir damla kan” demişti. Bunu komşumuz Suriye “Bir damla petrol, bir damla su” şeklinde değiştirerek söylersek, Türkiye hem petrol çıkmazına ve hem de bölücülerin sınırlarımıza yakın barınaklarına karşı “su”yu bir silah gibi kullanamaz mı?

AKDOĞAN: Su meselesi, insani bir konudur. Türkiye insanlık dışı meselelere tenezzül ve tevessül etmez. Bin yıllık devlet tarihimizde hiçbir zaman insanlık dışı hareketlerimiz olmamıştır. Hatta savaşta bile…

Su öeselesini kullanma yerine, İran ve Suriye yöneticilerine akıl temenni etmemiz en büyük görevimizdir. Daha önce de belirttiğim gibi, bu savaş hem Irak’ın, hem de İran’ın felaketini hazırlamaktadır. Bu yangının çevreye de zarar vereceği muhakkaktır. Abaunu akla getirmemek akılsızlık olur. Yalnız son günlerde gerek Sovyetler Birliği’nin gerekse Amerika’nın savaşın durdurulması konusundaki beyanları, son derece ferahlatıcıdır. Ama ben, inanıyorum ki, Amerika ve Sovyetler Birliği dahi, Türkiye’nin yardımı olmadan bu savaşı durdurabilecek güce sahip değillerdir. Bu yüzden savaşın durdurulması konusunda Türkiye, en aşağı Amerika ve Sovyetler Birliği kadar önemli bir rol oynaması için gereken girişimlerde bulunmalıdır.

KÜRT SORUNU

YANKI: Irak’taki Kürt örgütlerden değişik tepkiler geldi operasyona. Özellikle Barzani’nin tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKDOĞAN: Bizim Türkiye’de Kürt sorunu diye bir sorunumuz yoktur. Dışarıdan yönetilen birtakım solcu anarşistler vardır.. Bu solcu anarşistlerin arasına elbette birtakım Kürtler de karışmışlardır. Şimdi bunların gerek İran’daki, gerek Irak’taki ve gerek Suriye’deki Kürt örgütleriyle ilişki kurduklarını görmekteyiz. Şimdi “sorun yoktur” sözünü biraz açıklayayım. Aslında “Kürt sorunu” Türkiye için askeri ve siyasi yapısı ve ekonomik gücü göz önüne alınacak olursa bir sorun değildir. Ancak Türkiye bünyesindeki bu küçük pürüzü “ara-sıra başımı ağrıtıyor” diye görmemezlikten gelemez ve ihmal edemez. Bu bakımdan operasyo içte ve dışta tepkileri ne olursa olsun yerind ebir uygulamadır. Ve pürüzün tamamen yok edilmesi için gerektiğinde bu tip operasyonlar (hatta daha da kapsamlı biçimde) uygulanmalıdır.

Httızatında Kürtler tarih boyu birlik kuramamışlardır. Kürtler daima orada-burada olarak yaşamışlardır. Bugün de parçalanmış durumdadırlar. Kürtlerin dilleri ve dinleri dahi ayrı ayrıdır. Bu itibarla yurt dışındaki birtakım Kürtler, Türkiye’ye karşı sempati duyarken, bir kısmı tahriklerle bize sataşmak cesaterini kendilerinde görüyorlar. Bunun yanlış olduğu geçmiş tarihten bellidir. Ama birtakım zavallılar tarih okumadıkları için zaman zaman aynı hataya düşerler. Mesele bundan ibarettir.

                                                                                  Yankı Dergisi 1-6 Eylül 1986                                                                                    Sayı: 805          Sayfa: 34-35