Kaymakamdan Emir: “Reyhanlı’yı Derhal Terk Et!”

Belki saatlerce uyumuştum. Bir ara, akşama doğru kapıma bir polis geldi:
– Kaymakam Bey sizi merak ediyor Efendim. Eğer mümkünse lokantada siz bekliyor. “Gelsin birlikte yemek yiyelim.” diyor.

– Tamam sen git haber ver, ben biraz sonra oraya geleceğim.
Kaymakamla karşılaşır karşılaşmaz heyecanla:
– Neredesin Lütfü Bey? Seni merak edip durdum. Senden hiç ses çıkmadı.
Ben güldüm. Başımdan geçenleri bir bir anlattım. Yüz ifadesi değişti, ciddileşerek:
– Yarın sabah bizim ilçeyi terk et. Bu duyulursa, seni öldürürler.
– Kim öldürür?
– Subaylar da öldürür, kaçakçılar da öldürür, tüccarlar da öldürür. Menfaatlerine dokunduğun herkes öldürür. Fotoğraflarını iyi yerde sakla ve kaç git buradan. Ben seni koruyamam…
… Otel odama çekildim, hiç de korkmadım, daha doğrusu sevindim.
Kaymakam beni ilçeden atıyor. Tabii bunu da yazacaktım ama kaymakamı sevmiştim. Ona bir zarar gelmesini istemiyordum. Sigara içmediğim halde kapıda bekleyen polisten bir tane istedim. Sigarayı yakıp, dumanını havaya üfleyerek, “Bu iş burada biter!” dedim kendi kendime. Bu işi başarmıştım hem de nasıl!
Elimdeki fotoğraflar, Türkiye’yi ayaklandırmaya yeterdi. Askerler önde, kaçakçılar arkada ve üstelik ellerinde askerlerin silahları. Eşeğin üstünde ben, kaçakçı elbisesi içinde… aynı şekilde sınırın diğer tarafında Suriyeli askerler de bizimkiler gibi onlar önde, kaçakçılar arkada. Ellerinde Suriyeli askerlerin silahları ile… Sonra şehrin içinde çekilen çok ilginç fotoğraflar…

( Lütfü AKDOĞAN, Krallar ve Başkanlarla 50 Yıl, Cilt 1, s.40-44)