MİLLİYET – Güneri Cıvaoğlu “ABD’nin Suriye’deki parmak izi”

guneriCivaogluEsad’ın sıkıştığı köşede ABD’nin parmak izi nedir? Bu konuda Lütfü Akdoğan’ın “Krallar ve Başkanlarla 50 Yıl” kitaplar dizisinden şu satırlar önemlidir. (Cilt III sayfa 228 ve devamı…)
KRAL FAYSAL, ECEVİT VE ERBAKAN’A ATEŞ PÜSKÜRÜYOR
Suudi Arabistan’a gittim. Kral Faysal’dan randevu istedim. Sarayda, Kral tarafından kabul edildim. Kral, çok öfkeliydi. Sanki Türkiye’nin her meselesinden ben sorumluymuşum gibi konuşuyordu:“Beceremediniz… Komünistlerin hakkından gelemediniz… O yetmiyormuş gibi Müslümanlarla Komünistleri bir araya getiriyorsunuz. Erbakan, Baas’çıların yolunda.” (Suriye yönetimi Baas’çıların elindedir. G.C)
Kral Faysal’ı hayretler içinde dinledikten sonra, “hayır” kelimesini kullandım.
Kral Faysal ısrar ediyordu:
“Ecevit, Baas’çı değil mi? Ecevit; Kaddafi’nin, Saddam’ın, Hafız Esat’ın yolunda değil mi? Ehh, Erbakan da onlar gibi olmuş demek… Bu, koltuk sevdasından mı? Baas rejimi, İslam’a düşman; mülkiyete, servete düşman; ticarete, sosyal adalete düşman… Erbakan, bu ortaklığı nasıl kabul ediyor?”
Söz sırası bana gelmişti.
Ecevit’in Baas rejimiyle uzaktan yakından ilişkisi olmadığını, sosyal adalet peşinde koştuğunu söyledim.
Bu arada
Erbakan’ı da savundum.

ABD’DEN SUUDİLERE “FRENE BAS…”
YUKARIDAKİ satırlarda adları geçen Baas’çılardan hangisi ayakta kalabildi ki?
Sıra o zamanki Suriye Başkanı Hafız Esad’ın oğlu Beşar Esad’da!..
ABD’nin bu süreçteki nefesinin kanıtını sunayım.
Akdoğan anlatımını şöyle sürdürüyor:
SUUDİLER, ABD’NİN ECEVİT VE ERBAKAN’I İSTEMEDİĞİNİ AÇIKLADI
Tarih, 28 Mart 1974. Beyrut’tayım. Evimdeki çalışma odamda, daktilonun başında oturmuş “İmparatorluğu Yıkan Kadın Sara”yı yazıyorum. Telefonum çaldı. Suudi Arabistan’ın Ankara’daki eski büyükelçisi, arkadaşım, dostum Semir Şahabi:
“Lütfü Bey nasılsınız?”
“Teşekkür ederim.”
“Yarın birlikte, bizim evde öğle yemeği yiyelim mi?”
“Hay hay Semir Bey.”
………………..
Semir Şahabi, Türkiye’den ayrıldıktan sonra Suudi Arabistan’ın BM nezdindeki büyükelçisi olmuş, görevi bitince Kral Faysal’ın Dışişleri Başdanışmanlığı görevine getirilmişti. Semir Bey, beni “Kraliyet Başdanışmanı” sıfatıyla davet ediyordu.
……………….
Semir Bey’in evine gittim, sofrada hem yemeklerimizi yiyor, hem de sohbet ediyorduk. Ev sahibi söze başladı:
“………….. Amerika, kesin olarak Ecevit’in ve Erbakan’ın iktidarda kalmalarını istemiyor.
Bunların başına, bir çorap örecekler.
Lütfü Bey, görebildiğim kadarıyla Uzak ve Yakın Doğu’daki savaşları Amerika, Ortadoğu’ya kaydırmak istiyor. Hepimiz kritik bir konumdayız. Türkiye’yi, İran’ı, Irak’ı, Yunanistan’ı ve Suriye’yi her an bir savaşın içine çekebilirler. Benim, kesin olarak öğrendiğim durum bu. Süleyman Bey’e de (Demirel G.C) söyle bu durumu değerlendirsin. Bölgede sıcak bir rüzgârın eseceği inancındayım. Ama bu nerede patlar, bilemiyorum.”’
…………………
Ve işte satırların böylesine kreşendo yükseldikten sonra finaldeki “büyük patlaması…”
Amerika’dan bize kesin bir talimat var. “Türkiye ile münasebetlerinizi dondurun” diyorlar. Bu durumda sen Erbakan’ın Suudi Arabistan’a gelişini durdurabilir misin?’
Akdoğan Erbakan’ı içtenlikle savunmuş:
“Sayın Erbakan’ın sizden aldığı paralarla Türkiye’ye hilafeti getirmek istediğini söylüyorlar. Akla hayale gelmeyen bu ve benzer dedikoduların
ardı kesilmiyor…”
………………..
Sonrasında Ecevit’e ve Erbakan’a bu konular uygun dille anlatılıyor.
Ama…
Erbakan gene de Suudi Arabistan’a gidiyor.
Suudilerden 1 milyar dolar kredi, petrol istiyor. Ortak projeler öneriyor ama hiçbirine olumlu yanıt alamıyor.
ABD, Suudilere “Türkiye’yle ilişkileri dondurun” diye “fren” işaretini vermiş bir kere.
Kıbrıs harekâtı sonrası ABD’nin Türkiye’ye koyduğu ambargo altında dışı “İslam’ın yeşili”, içi “sosyalizmin kırmızısı” diye tanımlanan Erbakan’ın ve Ecevit’in partilerinin ortak hükümeti de çöktü.
………………..
Baas’çı “son mohikan” Beşar Esad’ın geleceği bir de bu satırların ışığı altında ABD parmak izleriyle okunmalı.
………………..
Krallar ve Başkanlarla 50 Yıl-Lütfü Akdoğan-Gazeteciler Cemiyeti Yayınları-Ankara
Lütfü Akdoğan kadim dostumdur.
Milletvekilliği yapmış, zaman zaman Türk hükümetleri tarafından Arap ülkelerine özel temsilci misyonuyla gönderilmiştir.
Krallarla, başkanlarla, diktatörlerle, şeyhlerle güçlü arkadaşlık bağları vardı. Tercüman’ın Beyrut bürosunun başındaydı.
Nazik bir kişiliktir.
Kusursuz Arapçası ve bu ilişkileri nedeniyle bizim gazeteci milleti arasında “Arap Lütfü” diye anılırdı.

Kaynak: http://siyaset.milliyet.com.tr/abd-nin-suriye-deki-parmak-izi/siyaset/siyasetyazardetay/11.07.2012/1565458/default.htm