Yeni Kitap: EFSANE CENGO-14

Yazar Lütfü Akdoğan, yarattığı kahramanı Efsane Cengo’yu, engin bilgisiyle, ülkemizin de yaşadığı, son yüz yıl tarihsel olaylarının bizzat içinde gezdiriyor. Demirel, Nasır, Bush gibi liderlerle nefes kesen diyaloglar, okuru da bu tarihsel dönemde serüvenden serüvene koşturuyor.
 
Cengo’nun önderliğindeki grup bu kötü dünyayı kurtaracak formülü KOB Projesi’nde (Kafkaslar-Ortadoğu-Balkanlar) bulmuştur. Geleceğin dünyasını ancak böyle kurabileceğine, insanlığı böyle kurtaracağına inanan kahramanımızın sonu, içinde yaşadığımız dünyanın soğuk gerçekleriyle okuru sarsıcı biçimde yüzleştiriyor.
 
Bazı satırlarda kızıp bazılarında seveceğimiz Efsane Cengo, her okuyucuda belleğinden silemeyeceği bir bilinç ve duygusal iz bırakacak nitelikte.
Lütfü Akdoğan’ın, oldukça değerli tarihi bilgilere sahip olan, akıcı ve sürükleyici bir dille kaleme aldığı bu kitabı, edebiyatımıza yeni bir soluk getirirken, her kuşak için vazgeçilmez bir kaynak olarak kalacak.

Yeni Kitap: “Türkiye Nereye” – EGER  SİZ… iSENiZ BEN KAFATASÇIYIM – Lütfü Akdoğan

kapakRAFLARDA HENÜZ YERİNİ ALAN ”TÜRKİYE NEREYE?” KİTABINDAN SEÇMELER…

“Lütfü Akdoğan
Lütfü Akdoğan, Türkiye’nin ilk savaş muhabiri. Ortadoğu’da tam 10 savaş, 20 ihtilal görmüş, bazı savaş ve ihtilallerin önlenmesinde rol oynamış, hakkında “vur emri” çıkarılmış, 8 defa ölümle burun buruna gelmiş.

Gazetecilik hayatı süresince 60’a yakın kral ve devlet başkanı ile görüşmüş, birçoğu ile de yakın dostluklar kurmuş, mesleğinde unutulmaz ilklere imza atmış bir gazetecidir.

Lütfü Akdoğan, Selçuklu, Osmanlı, Anadolu, Türk, Arap, İran, Türkmen, İslam, Fransız tarih ve kültürüyle büyümüş, bu medeniyetlerle yoğrulmuş bir yazardır.” 

ZARURİ BİR AÇIKLAMA

 Sayın okuyucularımız,

Ben 85 yaşında, sürekli şeref basın kartına sahip, 65 yıllık bir gazeteciyim. Şeref basın kartı Türkiye’de zannediyorum dört beş kişide ya vardır ya yoktur. Kitabımda okuduğunuz gibi 1950’den 2002 yılına kadar pek çok bakan, başbakan, cumhurbaşkanı ile görüşmüş, konuşmuş, tanışmış eski bir milletvekili ve gazeteci olarak bu hükümetlerin çoğuyla kaynaşmış bir durumdayım. Kitabın gerçek bir şekilde eleştirilmesi ve yorumlanması için bu açıklamayı yapmak mecburiyetindeyim. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bir kere havaalanında VIP otobüsünde gördüm; merhabalaştık ve el sıkıştık. O zamanlar belediye reisiydi. İkinci defa yine uçakta karşılaştık; hatır sorduk ve el sıkıştık. Onun dışında ne gazeteci olarak ne de herhangi bir sıfatla belediye reisi, başbakan ve cumhurbaşkanı görevlerindeyken, ne tanışmam ne konuşmam ne birlikte yemek yemem ne de herhangi bir basın toplantısında bulunmuş olmam söz konusudur. Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu televizyonların dışında hiçbir yerde görmedim, onunla tanışmadım. Şu anda mevcut olan hükümetin hiçbir üyesini tanımıyorum ve AK Parti’den başta başkanı olmak üzere hiçbir yönetim kurulu üyesini tanımıyorum. Sayın Kılıçdaroğlu’nu sadece televizyonda gördüm, hiçbir yerde karşılaşmadım. Hiçbir milletvekilini de tanımıyorum. Sayın Bahçeli’yle, Süleyman Demirel’in yemeğinde el sıkıştık. Onun dışında kendisini ve milletvekillerini tanımıyorum. Sayın Demirtaş’ı televizyonların dışında hiçbir yerde görmedim ve partisine mensup tek bir milletvekilini bile tanımıyorum. Sadece Sayın Doğu Perinçek’in anne ve babasını çok iyi tanırım. Kendisi de dostum olur. Bunların dışında kalan 17 partinin hiçbirisinin başkanını tanımadım, elini sıkmadım, televizyonda görsem dahi tanıyacak durumda değilim. Bugünkü devletin içinde yer alan hiçbir generali, askeri, çeşitli görevlerde bulunan memurları da tanımam. Afedersiniz bu belki benim cehaletimdir. Memleketime otuza yakın eser bırakmış, hayatımın kırk yılından fazlasını yurt dışında geçirmiş, Türkiye’de 1950 yılında Adnan Menderes Hükümeti’nden bu yana, 42 hükümet görmüş, Atatürk hariç 9 cumhurbaşkanı tanımış, Türkiye’de 4 ihtilal, Ortadoğu’da da 12 ihtilal ve darbe görmüş, 8’e yakın savaşta bulunmuş bir gazeteciyim. Bu arada dünyada 60’a yakın kral, devlet başkanı, başbakan gibi şahıslarla çok yakın siyasi ve dostane ilişkilerim olmuştur. Bu yaştan sonra şahsıma, mesleğime, aileme gelecek en ufak bir tenkitin beni son derece rahatsız edeceği gerçektir. Bunları engellemek için bütün yetkililere aktarıyorum. Mürekkebim kanım, kalemim vicdanım prensibiyle tarafsız, aklımın ve bilgimin erişebildiği güçle yazdım. Hiçbir tarafın destekçisi olmadım, olamam da. Herkesin bunu göz önünde tutarak kitabı değerlendirmesini rica ederim.”

—————————————————————————————————

“Sayın okuyucularımız,

ARTIK YETER! 

Türkiye’nin toprak bütünlüğünü bozmak ve Türk milletini kanlı maceralara sürüklemek isteyen iç ve dış düşmanlara ihtar olunur. “Eğer siz … iseniz”, bizi zorla “kafatasçı” yapmış olursunuz. Herkes aklını başına toplamalıdır. Bir an önce huzurun ve refahın sağlanması için el birliği ile çalışmak şarttır. Bunu isterseniz bir nasihat, isterseniz bir tehdit olarak kabul edin; vicdanlar ve akıllar nasıl değerlendiriyorsa, öyledir…”

ARKA KAPAK YAZISI

Üzerinden 8 medeniyetin geçtiği kutsal, güzel Anadolu’muzda barış ve refah içinde yaşamak mecburiyetinde olduğumuzu herkes bilmelidir. Gerçekleri bir tarafa iterek hayaller üzerinde yanlış kararlar vermek, ülkeyi kana bulamaktan başka bir yola götürmez. Herkesin bunu bilmesi lazımdır.

Geçmişteki tarih sayfaları iyi okunmalı, bundan ders alınmalıdır.

Büyük Bilge Kağan’ın birkaç cümlesini sizlere sunuyoruz:

“Babamızın ve amcamızın kazanmış oldukları milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk ulusu için gece uyumadım; gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ve iki şad ile birlikte öle yite çalışıp kazandım. Böyle kazandığım için birleşik milleti ateş ile su gibi birbirine düşman etmedim. 

Tanrı buyurduğu için ben de kutlu ve bahtlı olduğum için ölmek üzere olan milleti diriltip doyurdum. Çıplak milleti giyimli kıldım; yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım; güçlü devleti olandan ve güçlü kağanı olandan daha iyi kıldım. Dört bir yandaki milletleri hep kendime bağımlı kıldım. Türk milletini düşmansız kıldım.”

Yeni Kitap: Geleceğin Yüzyılı

Asrımızda strateji uzmanları, araştırmacılar, duşuncelerini ifade
ederken genellikle kuresel dunyayı incelemektedirler. Biz ise gelecek
yüzyıl konusunda, sadece Türk-Arap-Kafkas-İran (TAKİ) ülkelerini
ele almaktayız. Yemen’den Kazakistan’a uzanan yaklaşık 400 milyon
nüfuslu, 11 milyon 113 bin kilometrekarelik bir alana sahip, uzun
yıllar aynı yönetimde yaşamış bölgeden, yüzde 100’e yakını Müslüman
olan bir topluluktan söz ediyoruz. Devamını Oku

Krallar Ve Başkanlarla 50 Yıl

Türkiye’nin ilk savaş muhabirlerinden gazeteci Lütfü Akdoğan, anılarını, “Krallar ve Başkanlarla 50 Yıl”  adı altında kaleme aldı. Yarım asırlık meslek yaşamını geride bırakan Akdoğan, bu süre içerisinde, özellikle Orta Doğu konusunda Babıalinin en deneyimli gazetecisi ünvanını kazandı. Orta Doğu’daki Ülkelerin Kralları, Başkanları ve Emirleri ile yakın dostluk ilişkisi kuran Akdoğan, 1965 yılında Milletvekili seçilip, TBMM’ne girdi. Akdoğan’ın 3 ciltten oluşan anılarının bu birinci kitabı, 1950-1965 yıllarını kapsıyor. Lütfü Akdoğan, anılarının bu bölümünde, Babıali’nin 50’li yılları ile, Ortadoğu’nun bitmeyen savaşlarını anlatıyor.

1. Cilt

http://www.dr.com.tr/Kitap/Krallar-ve-Baskanlarla-50-Yil-1cilt/Lutfu-Akdogan/Arastirma-Tarih/Politika-Arastirma/Devlet-Adamlari/urunno=0000000406770

2. Cilt

http://www.dr.com.tr/Kitap/Krallar-ve-Baskanlarla-50-Yil-2Cilt/Lutfu-Akdogan/Arastirma-Tarih/Politika-Arastirma/Devlet-Adamlari/urunno=0000000406768

3. Cilt

http://www.dr.com.tr/Kitap/Krallar-ve-Baskanlarla-50-Yil-3Cilt/Lutfu-Akdogan/Arastirma-Tarih/Politika-Arastirma/Devlet-Adamlari/urunno=0000000406769

Lütfü Akdoğan’dan yeni kitap: “İslam’ın Özü”

İSLÂM’IN ÖZÜ

Hz Muhammed’in Veda Haccı ve Hutbesi Hanefi Mezhebi’nin Kurucusu Ebu Hanife’nin Hayatı Peygamberimizin Annesi Âmine Hatun’un Çilesi

Türkiye’nin en saygın Ortadoğu uzmanlarından gazeteci-yazar Lütfü Akdoğan, yüzlerce yıllık orijinal kaynaklar ışığında hazırladığı eseriyle,
İslâm tarihinin en hayati detaylarına ışık tutuyor.
Bu kitap üç bölümden oluşuyor:
Birinci bölümde Hanefi Mezhebi’nin kurucusu Ebu Hanife’nin hayatı;
İkinci bölümde Hz. Muhammed’in Veda Haccı ve Hutbesi;

Üçüncü bölümdeyse Peygamberimizin Annesi Âmine Hatun’un çilesi yer alıyor.
Yazar Lütfü Akdoğan, geniş İslam kültürüyle, hoşgörüsüyle, mütevazı İstanbul beyefendiliğini sinesinde toplayan bir yazardır.
Uzun süre Avrupa’da yaşayan Lütfü Akdoğan Ortadoğu, Anadolu ve Avrupa kültürüyle yoğrulmuştur.
Bugün 30’a yakın eseri bulunan Lütfü Akdoğan’ın bazı kitapları Arapça, İngilizce ve Fransızcaya çevrilmiştir.
Yazar ayrıca Arapça ve Fransızca da bilmektedir

Lütfü Akdoğan’dan Yeni Kitap: “Molla Mustafa Barzani Anlatıyor”

 

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=78338

 

Halife için ağlayan Molla Barzani; “Bizim yıllarca mücadele edip elde edemediğimiz haklara, Türkiye’deki Kürtler yıllardır sahip.”

Kürdistan Demokratik Partisi’nin kurucusu Molla Mustafa Barzani’nin 1970 yılında gazeteci Lütfü Akdoğan’a verdiği tarihi röportaj, kitap haline getirildi. Barzani’nin 37 yıldır hiçbir yerde yayınlanmayan fotoğraflarını da içeren “Molla Mustafa Barzani anlatıyor” isimli kitap, Kürtlerin yakın tarihe ışık tutuyor.

“Bazı kişiler var… Bunlar kitap basar, harita çıkarır; Türkiye ve İran’ı içine alan  muhtar bir Kürt devletinden bahseder. Ben hayatımda böyle bir teşebbüsün içine girmedim.  Girmem de… Biz, hiçbir tahrike kapılmayacağız. Türkiye’ye karşı, Türk Milletine karşı sevgi ve saygımız sonsuzdur. Türk Milletine selam ve hürmetlerimi iletin!” Bu sözler, Kürdistan Demokratik Partisi’nin kurucusu ve Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’ye ait…    Molla Mustafa Barzani 1970 yılında, devrin Irak İhtilâl Komitesi Başkan Yardımcısı Saddam Hüseyin ile yaptığı tarihî ateşkes anlaşmasından birkaç gün sonra verdiği röportajda,  gerek Türkiye-Irak ilişkileri, gerek “gizli ellerin” Kuzey Irak’taki girişimleri, gerekse Kürtlerin 20’nci yüzyıla damgasını vuran mücadeleleri üzerine, yakın tarihe ışık tutan çok önemli açıklamalarda bulunuyor.

“OSMANLI YIKILDĞINDA HALİFE İÇİN AĞLADIK…”

Sürgünlerle dolu hayatının ilk 2 yılının Diyarbakır Hapishanesi’nde, çocukluğunun ise Hamidiye Birlikleri’nden kaçmakla geçtiğini anlatan Molla Mustafa Barzani, buna rağmen Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığında, bölgenin en önemli Nakşibendî merkezi haline gelen Barzan köyünde “Halife için ağıtlar yaktıklarını” belirtiyor. 1930’lu yıllarda İngilizlerin bölgede kendilerine bağlı bir Kürt devleti kurdurmak için diğer aşiret liderlerini satın almaya çalıştığını söyleyen Barzani, bu dönemde İngilizler’den kaçarak sığındıkları Türkiye’de ise Mustafa Kemal Atatürk’ün kendilerini himaye ettirdiğini vurguluyor. Savaş yıllarında ortaya çıkan kıtlık yüzünden kedileri kesip yemek zorunda kaldıklarını anlatan Molla Mustafa Barzani, “bağımsız bir devletten önce insanca yaşamak ve iyi eğitimli çocuklar yetiştirmek istediklerini” belirtirken, “Bizim yıllarca mücadele edip elde edemediğimiz haklara, Türkiye’deki Kürtler yıllardan beri sahiptir” diyor. “Bir takım gizli güçler, bizi birbirimize düşürmektedir” diye konuşan Barzani, Türkiye’deki Kürt hareketlerine ise hiçbir şekilde müdahale etmediklerini savunuyor.

“PEŞMERGELER ARASINDA DOĞDUM, ONLARLA ÖLECEĞİM…”

Lütfü Akdoğan’ın 1970 Mart’ında Kerkük’te konuştuğu isimler arasında, Molla Mustafa Barzani’nin küçük oğlu Mesud Barzani de bulunuyor. Günümüzde Kuzey Irak’taki Kürt bölgesinin başkanı sıfatıyla yaptığı açıklamalar, Türkiye’den ABD’ye kadar geniş bir coğrafyada tartışmalar yaratan Mesud Barzani, henüz 24 yaşındayken konuştuğu Lütfü Akdoğan’a, “Pemşergeler arasında doğdum, onlar arasında öleceğim. Esasen politikayı sevmiyorum…” diyor. Öte yandan, Lütfü Akdoğan, yazı dizisinde “Türkiye’den hemen hiçbir destek görmeyen” Kerkük Türkmenlerinin durumuyla ilgili de çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

http://www.hurhaberci.com/newsdetails-.asp?newsid=2493  http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=72945&imge_id=4ge9fuj7f4iltaj4mkalqjq3nda41m6p  http://www.kalemlervekiliclar.com/showthread.php?tid=1029 http://www.haber10.com/haber/67189/ http://www.pandora.com.tr/urun.asp%3Fid%3D148795+l%C3%BCtf%C3%BC+akdo%C4%9Fan&hl=tr&ct=clnk&cd=10&gl=tr  http://www.hepsiburada.com/productDetails.aspx?CategoryId=9908&productId=karkaplan03  http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=118244&session=S6528398966249652013&LogID

Lütfü Akdoğan’ın Yeni Şiir Kitabı: “Yer, Gök, Deniz”

Korkmayız Kimseden

Biz korkmayız
Kimseden
Ne de ölümden
Ahlakımızı almışız
Kur’an-ı Kerim’den
Ehl-i Beyt’tir   Evimiz
Kendimizi biliriz
Molla Seyyit Emin’dir
Dedemiz
Her zaman ellerimiz
Tertemiz
Kur’an’daki her haram
Bizim için de
Haramdır
Kapımızı çalan
Bizim için
Tanrıdan
İkram
Fakir zengin
Bilmeyiz
Biz herkesin
Hizmetindeyiz
Öyle gördük
Dededen
Çekinmeyiz
Hiçbir
Şeyden
Korkmayız
Ölümden
Ahlakımızı almışız
Kur’an-ı Kerim’den

Hayret

Hayret;
Beni bir köpek ısırdı.
Her gün kemik verdiğim,
Kucağıma alıp tüylerini okşadığım,
Yanaklarından öptüğüm köpek ısırdı.
Hayret;
Oysa hiç de insana benzemiyordu…

Bir Damla Su

Dünya ne ki?
O,
Bir meçhul…
İçindeki insan,
Üstündeki hayvan,
Denizdeki balık,
Havadaki kuş,
Topraktan fışkıran bitkiler;
Her şey, her şey
Meçhul…
Yaratan
Ne istedi bizden?
Hepimizi sanki çıkardı
Denizden…
Öyle diyorlar;
Geldik bir damla  sudan…
Bu gürültü patırtı
Neden, neden?
Cinayetler, savaşlar,
Neden, neden?
Hani gelmiştik
Bir damla sudan..?

Lütfü Akdoğan

Kitap: “İmparatorluğu Yıkan Kadın: Sara”

Önsöz;

Yakın Tarihten İbret

Fransızlar’ın ünlü yazarı Montesquieu, “İran Mektupları” adlı eserinde “ Ne mutlu insana ki, kendi liyakatinden bahsetmeyecek kadar mağrurdur.” Der.

Biz de diyoruz ki, evet Babıâli’nin üstadlarından Lütfü Akdoğan 35 yıllık şan ve şöhret dolu gazetecilik mesleğinin ardından tevazu derecesine varan gururu bir yana bırakmalı ve dağarcığını milletine açmalıdır.

50’li yıllardan 80’li yıllara köprü olan bir uzman gazetecilik var mıdır? Diye sorulsa, hiç şüphesiz ilk akla gelen konu “Ortadoğu Muhabirliği” olur. Evet, 50’li yılların başında, Türk basını, gelişen teknoloji ve telekomünikasyon karşısında yaya kalırken, yanıbaşımızdaki Şam’la telefon görüşmesi, Londra üzerinden yapılırken, bir gencecik gazetecimiz, Arap ülkelerinde adeta köşe kapmaca oynuyordu.   Daha düne kadar hükümdarlığımız altında bulunurken, 1. Dünya Savaşı ile birlikte “düşman kardeş” durumuna düştüğümüz Arap ülkeleri 20. asrın ortalarında söz sahibi olunca, uluslararası platformda önemli bir yer işgal etmeye başlıyordu.

Hemen yanıbaşımız din kardeşimiz, kültür ortağımız bu ülkeler yine o tarihlerde ulaşılması anlaşılması güç birer kapalı kutu gibi görülüyordu. Ancak bıyığı henüz terlemiş Gazeteci Lütfü Akdoğan, Arapça dilini bilmenin verdiği avantajın yanısıra üstün kabiliyeti ile kısa zamanda bu ülkelerin insanlarını, başta yöneticileri olmak üzere adeta avucunun içine alıyordu.   Akdoğan, geçtiğimiz 35 yıl içinde aklınıza gelebilecek tüm Ortadoğu ülkelerini karış karış gezdi. Her tarafı didik didik etti. Oraları önce öğrendi, sonra Türk kamuoyuna öğretti.   Bunca zamandan sonra artık Lütfü Akdoğan için gördüklerini, duyduklarını ve bildiklerini tarih ehline emanet etmek zamanı geldi. Şimdi kendisi, o sımsıcak anıları ile başbaşa elde kalem, paha biçilmez tarih hazinesini kağıda dökmeye başladı.   Elinizdeki kitap, Lütfü Akdoğan’ın çok önemli bir araştırmasınınb ürünü. 1. Dünya Savaş’ında, Osmanlı İmparatorluğu’nun “ Güneydoğu Cephesi Hikayesi”.   Okuyun, beğeneceksiniz, üzüleceksiniz ve bir acı gerçeği günümüze “ibret vakası” olarak aktaran Lütfü Akdoğan’a gönlünüzün taa derinliklerinden teşekkür edeceksiniz.                        Saygılarımızla.

ABC AJANSI