Yeni Çağ Gazetesi

Kendim için yaşadığım gün, öldüğüm gündür!

60 yıllık gazetecilik deneyimini, Orta Doğu gibi kritik bir bölgede görev yaparak Türk insanının yararına sunan Lütfü Akdoğan ile konuşulmadıkları konuştuk.

O güne kadar konuÅŸmaya dahi cesaret edilemeyen konularla ilgili röportajlar yapan, Hac ve Kâbe’ye kamera ve fotoÄŸraf makinesini sokarak o kutsal beldelerin görüntülerini ilk defa Türk okuyucularına sunan, AÄŸrı Dağı’na ilk çıkan gazeteci unvanını taşıyan Orta DoÄŸu’da görüşmedik devlet baÅŸkanı bırakmayan, “Kendim için yaÅŸadığım gün, öldüğüm gündür” diyen 60 yıllık gazeteci aÄŸabeyimiz Lütfü DoÄŸan bu haftaki konuÄŸumuz. Gelin bir solukta okuyacağınız onunla yaptığımız söyleÅŸiye dönelim:

Siz, Orta Doğu’yu çok iyi bilen birisiniz. Bize Orta Doğu ve bu kritik bölgede yer alan Türkiye hakkında neler diyeceksiniz?

Lütfü AKDOÄžAN: Bir kere ÅŸunu aklımızdan hiç çıkarmayalım: Osmanlı Ä°mparatorluÄŸu’ndan günümüze bize miras kalan 4 önemli konu var. Bunlar; Ermeni sorunu, Kürt sorunu, Kerkük-Musul sorunu ve Kudüs sorunudur… “Kudüs sorunu” deyince; Osmanlılar, orada 407 yıl kaldılar. Kudüs ve çevresi; Arapların, Yahudilerin, Ä°ngilizlerin ve Fransızların oyunu ve ihanetiyle Türklerden alındı. Dikkatinizi çekmek isterim: Osmanlı Ä°mparatorluÄŸu, hala ne Balkanlar’da, ne OrtadoÄŸu’da, ne de Kafkaslar’da tasfiye edilmiÅŸ deÄŸildir.

Bölgede Osmanlı Ä°mparatorluÄŸu’nun yerini almak isteyen süper bir güç var…

Lütfü AKDOÄžAN: Amerika sürekli olarak ‘yeni dünya düzeni’nden bahsediyor. Bu nedir, tam anlamıyla bilemiyoruz. Amerika’nın aklında, hayalinde neler var, onu da tam anlamıyla b bilemiyoruz. BildiÄŸimiz sadece; model olarak ‘stratejik bir anlaÅŸma’dan bahsediyor. O da kapalı kutu…. Daha önce de insan haklarından, demokrasiden, eÅŸitlikten bahsediyordu. Irak’ı ‘demokrasi’ adına iÅŸgal etti. Geride 650 bin ÅŸehit, 6 milyon yanmış-yıkılmış ev, 6 milyon yerini-yurdunu terk etmiÅŸ, göç etmiÅŸ, periÅŸan olmuÅŸ insan!… EÄŸer ‘Demokrasi’ bu ise biz bunu istemiyoruz. Orta DoÄŸu’da yaÅŸayan halklar, kendi kendini idare etmekten aciz deÄŸildir. 300 milyon insanı yönetmeye, yer altı-yer üstü servetlerini almaya, buradaki insanları fakirleÅŸtirmeye hakkı yoktur…

Türkiye için bölgede en büyük problem boluculuk değil mi?

Lütfü AKDOÄžAN: Kürt sorununa bakmadan önce, “Kürt kimdir?” sorunsuna cevap arayalım. Ä°ran’a göre Kürt, Ä°ranlıdır. Araba göre de Kürt, Araptır!.. Yahudiye göre ise Kürt, Yahudidir!… Kürtlerin en büyük ÅŸairi ve tarihçisi Åžerefhan; “Kürtler, Türktür” der. Biz de gerçekten Kürtleri, Türk olarak kabul ediyoruz.

Pek iyi de sorun nerede?

Lütfü AKDOĞAN: Şimdi tarih sayfalarına bakalım: Avrupalıların “Şark meselesi” diye, bir meselesi vardır.Bu mesele; Türkleri, Avrupa ve Anadolu’dan tekrar Orta Asya’ya sürülmesidir. Bu yüzden Avrupalılar; Doğu’da Kürt ve Ermeni meselesini daima tahrik etmişler, isyana sürüklemişlerdir.

Bu acidan baktigimizda bugünkü Türk-Kürt sürtüşmeleri, PKK cinayetlerine çok dikkat etmek lazımdır. Özellikle Hükümetin bu konuda çok dikkat etmesi gerekir. Büyük Türkiye Cumhuriyeti’nin 3-5 dağ kaçkını katili, Kürt kardeşlerinin temsilcisi olarak görerek, onlarla aynı masaya oturması, tarihe acı bir hatıra olarak geçer!.. Hiçbir meşru hükümet katillerle aynı masaya oturamaz, oturmaz!..  Böyle bir durum cinnettir!.. Bugün Kürt kardeşlerimizin devlet içindeki basamakları, Cumhurbaşkanlığı’na kadar gider. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar çok sayıda Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, üst derecede idareci, yüksek rütbeli subay görev almıştır.

Başımızı aÄŸrıtan bir baÅŸka konu da malum Ermeni sorunu…

Lütfü AKDOĞAN: Bilinen bir olaya açıklık getirmek isterim: Osmanlı Büyükelçileri’nin hemen hemen hepsi Ermeni asıllı idi. Esasen1071’de Sultan Alpaslan, Anadolu’ya girdiği zaman Ermeniler, o bölgede Bizans’ın himayesinde aç, sefil, perişan bir vaziyette yaşıyorlardı. Bizanslılar bunları, kendi ordularında asker olarak kullanıyorlardı. Nitekim bunlar, Alparslan’a karşı savaşmayıp iltica ettiler. Sultan Alparslan da, Ermeni Kralinin torunu ile evlendi. O donemden baslayarak Ermenilerle Turkler arasinda bin yil suren bir baris donemi oldu. Böylece iki toplum arasında bin yıllık bir dostluk başladı. l. Dünya Savaşı ile birlikte dis ulkelerin tahrikleri ile bu baris bozuldu.

Bir daha savaÅŸ muhabirliÄŸi mi!..

Milletvekili olduÄŸu dönemde bile gazetecilikten kopmayan AkdoÄŸan, 1970 yılında Tercüman’ın Beyrut Bürosu’nu açtı. 1967 ile 1973 Arap-Ä°srail SavaÅŸları’nda harp muhabirliÄŸi yaptı: Bakın o günleri nasıl deÄŸerlendiriyor:

Ben barışçı bir adamım. Savaşı gördüm. Ne demek olduğunu iyi bilirim. Bazı sahneleri unutmam mümkün değil. Hala hayalimde canlanır, gece rüyalarıma girer.

Şöyle bir tablo düşünün: Uçsuz-bucaksız çölde giden bir tren katarı düşünün. Üstü açık vagonlara binlerce şehidi koymuşlar. Hüviyet tespiti ve defin işlemlerini yapmak için cephe gerisine naklediliyorlar. 30-40 tane kartal ve doğan cinsinden yırtıcı kuş, bu katarın üstüne pike yapıyor. Şehitlerin cesetlerini parçalıyor. Hala bunları görür gibiyim. Bu yüzden bir daha asla savaş muhabirliği yapmam!..

Lütfü AkdoÄŸan kimdir? 24 Temmuz 1930 tarihinde, o dönem Fransız iÅŸgali altında olan Hatay’ın SamandaÄŸ ilçesinde doÄŸdu. Ä°lkokulu Samandağ’da Fransızca ve Arapça okuyarak bitirdi. 1943 yılında Ä°stanbul’a geldi. HaydarpaÅŸa Lisesi’nde 6 yıl yatılı öğrenim gördü. GazeteciliÄŸe olan ilgisi, okul gazetesini çıkarması ile baÅŸladı. Daha sonra Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldu. Aynı zamanda Son Saat gazetesinde çalışmaya baÅŸladı. Yeni Sabah ve Tercüman AkdoÄŸan’ın gazetecilik basamaklarını tırmanışına sahne oldu. YoÄŸun iÅŸ temposu nedeniyle Hukuk Fakültesi’nden ayrılıp, Basın Yayın Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. 1957 yılında bir yazısı nedeniyle 2,5 ay hapis yattı. Daha sonra da AkÅŸam ve Yeni Ä°stanbul gazetelerinde görev yaptı. Kasım Gülek’in önderlik ettiÄŸi bir gurupla Tanin gazetesini çıkarttı. Ardından Tercüman gazetesinin yeniden yapılandırılarak çıkartılmasında büyük bir rol oynadı. Ä°smet Ä°nönü’nün özel temsilcisi görevini de üstlenen AkdoÄŸan, 1965–1969 yılları arası Adalet Partisi Konya Milletvekili olarak görev yaptı. Parlamento’da bulunduÄŸu dönemde DışiÅŸleri Komisyonu ile Basın ve Turizm Komisyonu üyelikleri görevlerinde bulundu. Halen, çalışmalarına kitap ağırlıklı olarak devam ediyor..

Lütfü Akdoğan’ın Türk basın hayatına kazandırdığı otuzdan fazla eseri var. Son çıkan kitabı “Karanlıktan Aydınlığa” Türkiye ve Orta Doğu’nun son durumlarını gerçekçi bir gözle analiz ediyor. Akdoğan’ın yakin tarihlerde yayinladigi kitaplar ise: İmparatorluğu Yıkan Kadın: Sara, Krallar ve Başkanlarla 50 Yıl.(1. Ve 2. Cilt) Islamin Ozu adlarini tasiyor.

Bir daha masa yumruklamam

Lütfü Akdoğan,  bu meslekte pek çok şey yapmış. Bir daha yapmayacaklarını şu şekilde sıralıyor: Mısır Devlet Başkanı Abdülnasır’la Kıbrıs konusunu görüşürken masayı yumruklamış. Yemekler bir tarafa, bardaklar öbür tarafa saçılmış. Bu yüzden bir daha devlet başkanlarının masalarını yumruklamamaya kararlı. (Ancak bu davranışı çok etkili olmuş. Nasır, Makariyos’a baskı yapmış.) Ayrıca1956 Süveyş Savaşı’nda görüşmeler için Şam’dan Kahire’ye giden Krallar’ın uçağına kaçak binişini de unutmamış. “Bir daha Krallar’ın uçağına kaçak binersem iki olsun!..” diyor. Akdoğan’ın  görüştüğü  Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Krallar saymakla bitmiyor: Nehru, Tito, İskender Mirza, Eyüp Han, Cemal Abdül Nâsır, Enver Sedat, Doktor Hatem, Bumedyan, Ben Bella, Abdülaziz Buteflika, Habib Burgiba, Muammer Kaddafi, Saddam Hüseyin, İdris El Sunusi, Kral l. Hasan, Kral ll.Hasan, Kral Suud, Kral Faysal, Kral Fahd, Süleyman Fenci, Emin El Hâfız,  Kral Hüseyin, Abdülselam Arif, Abdürrahman Arif, Yaser Arafat, Şeyh Abdullah El Salim El Sabah, Şeyh Sabah El Sabah, Emir Cabir El Sabah, Şeyh Sabah El Ahmet El Sabah, Şeyh İsa, Said Şa’ban, El Sulh, Hüseyin El-Bekir, General Sallal, FrançoisTombalbaye, Celal Talabani, (Baba) Mustafa Barzani, (Oğul) Mustafa Barzani.